6 Mart 2012 Salı

SİLLEYİ YİYEN ABBAS, BAĞLASAN DURMAZ

TDK’nın “sille” ile ilgili tanımları:
Sille1 : Far (Genel Türkçe Sözlük)
Sille2 : Baklagillerden burçağa benzer bir bitki (Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)
Sille3 : Semerin üzengi yerine takılan ve yük altına gelen ip (Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)
Sille4 : sepicilerin deri ıslattıkları su dolu çukur. (Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)
Sİlle5 : Tokat (Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)
Sille6 : Yük taşıma sırasında semere sarılan urgan (Zanaat Terimleri Sözlüğü)
Yeryüzündeki Abbaslar iyi kötü hemen hemen hepsi silleyi yer. Bir yer Abbas, İki yer Abbas, üçüncüsünde bağlasan durmaz!
Abbaslar, çeşitli şekil ve ebatlarda olmakla birlikte yüzlerinde çizgi çizgi yılların silleleri okunur adeta. Nasıl çökmektir? Nasıl bir bitmek, bir tükenmek ve yenilenememektir o? Yedikleri silleler dillerini çürütmüştür. Anlatacak çok şeyleri olsa da susarlar, konuşmazlar. Onlar anlatmazlar ama yine de yolda görseniz üç aşağı - beş yukarı tüm biyografisini dökersiniz hemencecik.
Abbasların başına gelmeyen kalmaz. Bela çeker onlar! Delidirler… Mahalle çocuklarının esaret altında tuttuğu sokaktan geçerler ve kafalarına top yemeden o sokaktan çıkamazlar. Yağmurlu havalarda durakta beklerler ve tekerini çukura sokmayı başaran bir şoförün hücumuyla baştan ayağa ıslanırlar. Abbaslar, böyledir işte. Saklanamazlar. Gelir her şey bulur onları. Günahları yokken A şehrinden B şehrine gitmeye çalışan herhangi bir arabanın hızını ve aldığı yolu hesaplamak kaderleridir. Üç musluğu olan bir havuzun ki bunların birinden havuza su doluyordur, diğerinden de havuz boşaltılıyordur ve sorunun sonunda esrarengiz başka bir musluk daha olduğu anlaşılmıştır. Onlar bu makus kaderin oyuncakları olmaktan kurtulamamışlardır.
Tırnaklarıyla toprak kazarlar. Çünkü kazma kürek anlamsızdır. Onların yedikleri sille öyle baklagillerden bir bitki de değildir. 


Hiç yorum yok: